Değişen Paradigma Ekseninde Eğitimin Geleceği
2007 yılından bu yana eğitim camiasının içindeyim. Üniversite eğitimini de işin içine katarsak neredeyse 20-21 yıldır matematik eğitimi işi nasıl yapılır üzerine kafa yoruyorum. Yapılandırmacılık felsefesi ile başladığım öğretmenlik maceramda çok sık değişikliklerle karşılaştım. Sonuncu değişim, ülkenin eğitim gündemini takip eden herkesin bilebileceği gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) olarak geçtiğimiz yıl 1, 5 ve 9.sınıflarda uygulanmaya başlandı.
Dürüst olmak gerekirse aldığım üniversite eğitimi bana gerçek bir sınıfta olmanın nasıl bir his olduğunu çok verememişti. Türkiye’de çoğu işte olduğu gibi benim kervanım da yolda düzüldü yani. İçinden geçtiğim süreçlerde yoğruldum, çok iyi öğretmenlik yaptığımı düşündüğüm anlar da oldu, “ne kadar toymuşum, öğrencilerime yazık etmişim” dediğim anlar da. Gerçi mesleğe başladığım ilk yıllara ait değerlendirmelerim genelde toyluk üzerine olsa da en kıymetli dönütlerimi de o yıllardaki öğrencilerimden alırım. Demek ki bir şekilde onlara da yazık etmemişim, kalplerine veya hayatlarına dokunabilmişim.
Fakat deneyim denen şeyin böyle keyifli bir şey olduğunu tahmin edemezdim. Adeta bir kuş misali geçmiş öğretmenlik anılarımın üzerinde uçmak, neyi eksik neyi kararında yaptığımı görebilmek yaşım gereği de olgunlaştığımı tahmin ettiğim son yıllarda olmaya başladı. Ama yine de deneyime ait bu cümlelerimi yazarken yine de egolu konuşmuş gibi olmaktan ötürü endişeliyim. Çünkü Tolstoy’un “İnsan bir basit kesre benzer: pay gerçek değerini gösterir, payda ise kendisini ne zannettiğini. Paydanın değeri arttıkça kesrin değeri azalır.” sözlerini düstur edinmeye çalışırım her zaman. Kendimi her zaman öğrenmeye açık ve hiç birşeyi tam olarak bilmeyen biri olarak görürüm. Çoğu konuda iddialı konuşmam, iyi bilsem bile benimle fikir yarıştıran birine, “doğru olabilir” diyerek görüşüne saygı duyduğumu gösteririm.
Göreve başladığım yıllarla son 3-4 yıldaki hislerim arasında büyük farklılıklar var bunu belirtmek zorundayım. Ne yazık ki pandemiden sonra tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük değişiklikler yaşandı. İnsanların alışkanlıkları dahi değişti. Bunun eğitim alanını da etkilemesi kaçınılmazdı. Ülkemizde de ülke gündeminin sürekli değişmesi, ekonomik sıkıntılar, Türk lirasının değer kaybetmesi nedeniyle insanların hayata ve eğitime bakış açısı güncellendi. Ülkemizde üniversite sayısının artmasına rağmen nitelikli eğitimin azalması nedeniyle mezunlar işsiz kalmaya başladı. Çoğu bölümden mezun olan gençler vasıfsız insanların yapabileceği işlerde çalışmaya mecbur oldu. Üzerine bir de nitelikli eğitim almadan yüksek paralar kazanan eski arkadaşlarını, youtuberları gören gençlerimiz veya insanlarımız eğitim almanın gerekliliğini sorgular hale geldiler. Son iki yılda ise MEB’e bağlı bir düşük-orta seviye başarılı bir ortaokulda hissetiğim şey tam olarak şu: veliler artık bize inanmıyorlar. Verdiğimiz eğitime olan inanç neredeyse tamamen yok olmuş durumda. Kendileri de geçinme derdine düşmüş, hem anne-hem baba çalışan ailelerimiz çocuklarını okula sadece güvenli bir yerde olsunlar, eğer biraz gayretli bir çocuksa da belki birşeyler öğrenir oralarda diye gönderiyor. 18 senedir bu ülkenin Milli Eğitim çarkları içerisinde vatanına, milletine ve devletine faydalı bireyler yetiştirmeye gayret etmiş bir öğretmen olarak bu söylediklerimden esef duyuyorum fakat maalesef durum bu.
Bir diğer paradigma değişimi ise bilgiye ulaşma konusunda gerçekleşti. Son 2-3 yılda yapay zekanın hızla gelişmesi ve artık neredeyse tüm işlerde ona başvuruyor olmamız da okul ve eğitim kavramını bizlere sorgulatır oldu. Artık bir şeyleri öğrenmek hatta yapmak için bir prompt (komut) girmemiz yetiyor. O bize her şeyi yapıyor. Mesela şu yazıyı yazarken dahi aklımın bir köşesinden “metin iyi oldu fakat gene de genel bir kontrol için yapay zekaya başvursam mı?” diye geçirdim. Bir yandan da artık bu tip metinleri yazmaya gerek olmadığı, birkaç ufak tüyo ile onun bizim yerimize harika metinler, web siteleri, görseller ve hatta videolar oluşturabileceği gerçeğini düşündüm. Ama her ne olursa olsun yapay zekanın taklit edemeyeceği yaratıcılık, iletişim ve birlikte çalışma gibi özelliklerimiz olduğunu düşünerek kendimi rahatlatıyorum. Umarım insan-robot savaşları görmediğimiz bir dünyada yaşamaya devam ederiz. İnternet, sosyal medya ve yapay zekanın bilgiye ulaşma konusunda bize getirdiği olanaklar insanları da farklı bir konuma yerleştirmeye başladı. Eğitimsiz insanlar; internette ve sosyal medyada gördüğü şeylere dayanarak kendilerini üniversite okumuş hatta profesör olmuş insanlardan bile daha üstün görmeye başladı. Sosyal medyada alanında uzman kişilere ayar vermeye çalışan kullanıcılar görmeye başladık. İnsanlar haber sitelerindeki yorum kısımlarında Türkiye ve Dünya’yı bir yandan kurtarırken bir yandan batırabiliyorlar. Cahil cesareti denen kavram internet sayesinde artık tüm dünyada çok farklı bir boyuta ulaştı. Yapay zekadan sonra ise sadece metin üzerinden ortaya konulan bu cesaret, artık görseller ve videolar yoluyla gerçeği yanıltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik olarak kullanılmaya başladı. Bu, sadece masum kullanıcıların değil ülkelerin ve ülkelerin karar merciindeki kurumların da kullandığı bir manipülasyon aracı bile oldu.
Sonuç olarak artık bilgiye ulaşmak çok kolay ve bu nedenle insanlar sabit kurumlardan veya standart programlardan eğitilme taraftarı değiller. Gerçekten ihtiyaç duyduklarında kendilerini eğitebileceklerini biliyorlar. Dolayısıyla böyle bir eksende hem ülkelerin ulusal eğitim politikaları hem de kişilerin kişisel eğitim planları değişecektir. Bu nedenle gelecekte çok daha devrimsel yenilik görebileceğimizi düşünüyorum. Bu esnada Matematik bilmek de çok işimize yarayacaktır, unutmayalım!
Umut Palabıyık – Matematik Öğretmeni



